Friday, May 4, 2012
meditasyon ders 17
Materyalist filozofar elbet buna karşı çıkmış ve ağacın kendisi olmadan kavramının da olamayacağını savunmuştur. Peki ya ağaç öldükten sonraki gerçekliği nerededir? Ağaç ölüp gidince artık gerçek değil midir? Yoksa yalnızca form mu değiştirmiştir ? Ya insan ölünce? Onun idea'ları da mı maddesi gibi ölür ve gerçekliğini kaybeder?
Gerçekliğin duyularımızla ilişkisi filozofları çok defa kutuplaştırmıştır. "Matrix akımı" diyeceğim, teknolojik destekli simulasyon açılımlarından sonra ise gerçeklik başka bir boyut kazanmıştır. Peki senin kendine ait bir gerçeklik tanımın var mı? Yoksa yap hemen. Şu çalışmaların ardından ve onlardan aldığın ilhamla:
1- Bir nesneye bakarken görmemek: Bakışları bir nesneye odakla, bir taşa mesela, bir kaşığa . Optik yanılgılarla cismin kaybolup, şekil değiştirmesine tanık ol. Dikkatini nesneden hiç çekme.
2- Hiç bir nesneye bakmazken görmek: Gözlerin kapalıyken içinde bulunduğun mekanı zihninde hatırla, cisimlerin yerlerini ve detaylarını anımsa. Gözlerini açıp önceki vizyonunla şimdi gördüğün resmi karşılaştır, cisimlerin yerlerini ve mesafelerini incele
Algıların gerçeklikle ilişkisine yönelik bu çalışmalarını değerlendir, yorumla içselleştir ve gerçekliğe ilişkin derin düşüncelere dal. Kafanı yor. Rica ederim azcık çalıştır şunu.!
Posted by Hich at 8:31 AM 0 comments Links to this post
Reactions:
Thursday, April 19, 2012
meditasyon ders 16
Olmak ya da olmamak! İki farklı çalışmayla bu iki fazı deneyimleyemeye çalışalım.
1- Savasana ile yok olmak, olmamak ve hiçlik deneyimi: Savasana (daha önce öğrendin) pozisyonunda yatıp tam gevşemeyi sağladığında, yer çekimine yenik kaslarının ağırlığından ilham alarak ölümü, olmamayı, yok olmayı ve hiçliği deneyimlemeye çalış. Bu kendi algınla ilişkili bir çalışma, tariflerim boşa olacağından yalnız kendi deneyimine güven.
2- Nabızla varoluş deneyimi: Nabzını boğazında bul ve vuruşları hisset. Her iki vuruş arasındaki zamanı yakala, iki nabız vuruşunun arasında varlığı, var olduğunu anla, deneyimle. Vuruşlara değil, arasındaki kısacık zamana dikkatini ver. Her seferinde dikkatini topla. Bu çok önemli bir dikkat çalışması. Dikkat, varoluşun en kaliteli fazıdır. Faydalan.
Posted by Hich at 9:36 AM 0 comments Links to this post
Reactions:
Thursday, April 5, 2012
2012
2012'de neler olacağına dair spekulasyonları duymuşsundur. Marduk gezegeni çarpacak, çarpmayacak ama etkileyecek, katastrofik son gelecek, kıyamet kopacak, kıyamet kopmayacak ama bi değişiklik olacak... Bir çuval laf...
Nereden çıktı bu 2012 peki? Mayaların ünlü ay takvimi Tzolkin, 2012'de sona eriyor, oradan çıktı. Mayalar güneş sisteminin geçirdiği zamanı baktun baktun* değerlendirip, 2012'de "insan/madde enerjiye dönüşecek" diyerek kestirip atmışlar takvimi. Onlara göre nükleer bir galaktik transformasyon evresiymiş efenim bu. O zaman gelince bilinen zaman takvimlemesine ihtiyaç duymadıkları söyleniyor.
Maya yorumcuları ile bizzati bir festivalin workshop'unda tartıştığımızda ise aslında işin zamanın sonu, ya da aslında yeni zamanın (yeni bir zaman boyutu/algısı) başlangıcı olduğu bilgisine ermiştim. Yani Mayalara göre kıyamet, bilinen zamanın yerine yeni bir zaman (anlayışı) gelmesiyle bir "aydınlanmanın" yaşanmasıydı. Ne güzel. "Peki" dedim "bu zaman algısı meditasyondaki gibi bir "now moment" mı olacak, eğer öyle olacaksa hemen gelsin 21 Aralık 2012"!! "Evet" demişlerdi. Göreceğiz, herkesin meditatif bir kafayla gezmesi gerçekten mümkün olacak mı?
Astronomik spekülatörler, Marduk (Niburu) yakından da olsa geçecek diyor, dünyanın kutupları yer değiştirecek diyor, güneş depremleri olacak diyor, foton kuşağına gireceğiz diyor... Bunların etkilerini DNA iplikçiklerimizi 2den 12ye çıkışıyla, bir nevi mutasyonla, gece karanlığı soğuk günlerle hatta gerçekleşecek bir evrimsel sıçramayla ilişkilendiriyorlar. Bunlar, 2012 kıyametini bilinen dünyanın sonu olarak görüyor.
Ezoterikler, scientologistler ve new age'ciler aydınlanmanın, Altın Çağın, bilinç evriminin, galaktik federasyonda yükselenecek mertebenin, alfa'dan betaya geçişin müjdesini veriyorlar. Yani bu dünyada işimizi yavaştan bitirip, bir üst mertebeye "insan-ı kamil"e geçişin, hızlı bir tekamül sürecine adım attığımızı anlatıyorlar. Onlara göre 2012 kıyameti, bilinen insanın sonu.
Peki NASA ne diyor ?! Hiç bir gezegensel sıralanış farkı, foton kuşağı ya da gezegene çarpma/yaklaşma, kutupların polarizasyonu veya başka bir anormallik olmadığını, ancak bizi soğuk bir kışın beklediğini söylüyor. NASA'ya göre 2012nin diğer yıllardan bir farkı yok.
Bana ve göz ardı edemediğim deneyimlerime göre 2012'de zamana ilişkin algı çok-boyutlu biçimde yükseldi, insanlar daha "open-minded", belki de teknolojinin katkısıyla uzamsal ve soyut konularda daha idrakli oldular. Böyle konularda düşünmek ve bilgi edinmeye ilişkin ilgi de arttı diyebilirim. Yani bir nevi aydınlanma var elbet! Lakin, evrim kıvamında değil, gezegeni etkileyecek kadar hiç değil. Halen karbon salınımını yüksek, suları kirli ve şehirleşmeye meğilli bi medeniyetiz mesela. Bir başka gözlemim de dine, düzene ve yozlaşmaya karşı farkındalığın artıyor oluşu. Belki algıda seçici belki subjektifimdir değerlendirmelerimde, bilemem. Lakin bana göre 2012, bir kıyametten öte, düşünsel ve algısal bir yükseliş getiriyor. Daha paylaşımcı, daha zeki ve daha umut verici bir insanlığa ilerlediğimizi düşündürüyor.
Gönül isterdi ki biz de Mayalar gibi medeniyeti arkada bırakıp topyekün yeni bir gezegende, telekinezi, telepati gibi güçlerle donanmış bedenlerde yeni bir uygarlığa ışınlanalım! DNAlarımızı gere gere evrimin 3. devresinden 4. devresine atlayalım. Keşke 2012, bu sıkıcı dünyanın bir sonunu getirse ve dedikleri gibi bize aydınlamanın ve evrende sıçramanın yolunu açsa. Şöyle parlak sarı bir aura ve duvarlardan geçebilen bir beden için değil bir kaç depreme ve su baskınına, 1 sene yeraltında yaşamaya bile razıyız değil mi?
*10.000 yıl
Posted by Hich at 2:33 PM 1 comments Links to this post
Labels:
2012
Reactions:
Monday, March 19, 2012
meditasyon ders 15
Yaşamdaki iki temel tavır ile bedeni birleştiriyoruz. "impresyonizm" ve "ekspresyonizm".
Çalışma 1: İmpresyonizm: Kulaklarını parmaklarınla tıka ve bacaklarını karnına çekerek otur. Kulaklarının içinden kan akışının ve diğer beden faaliyetlerinin sesini dinle. Uzun süre kal, bedenin seslerinden ETKİLEN. Bitirirken etkileşim üzerine düşün.
Çalışma 2: Expresyonizm: Dik otur, nefes al, nefesini bir "mmmmmm" sesi/tınısıyla nefes ver. Her nefes verişte sesin volümünü düşür, tınısını şekillendir, uzat ve kendini DIŞAVUR. Bitirirken dışavurum üzerine düşün.
Blog Gurusu der ki; bu çalışmalar kimsede yok bebeğim, çok özeller. Kafanı kırdırma da çalış. Hadi...
Posted by Hich at 9:32 AM 1 comments Links to this post
Labels:
meditasyon
Reactions:
Tuesday, March 6, 2012
Savasana: Ceset Pozu
Savasana, Hatha Yoga'nın temel gevşeme pozudur. Adı üzerinde ceset duruşu. 15 dk'lık iyi bir savasana çalışması vücuda 4 saatlik uykunun vereceği enerjiyi sağlar. Bu çalışmayı uyku problemi çekenlere armağan ediyorum.
- Sırt üstü dümdüz bir zemine yatıyoruz. Halının üzeri ideal, yatak fazla yumuşak. Bütün omurların, boyun hariç, yere temas ettiğinden emin oluyoruz (belki belimizde bir kavis de olabilir). Kollar gövdeye yakın, bacaklar omuz genişliğinde açık, gözler kapalı uzanıyoruz.
- Yapacağımız şey çok basit: aşağıdan yukarıya gevşemek. Ayak tabanlarından başlayarak, zihnimizle yukarı doğru bütün kasları tarıyor, onları teker teker gevşetiyoruz. Ayaklar, bacaklar, kalça, bel, göğüs, boyun, omuzlar, kollar, eller, tekrar omuzlar, boyun, çene, alın. Her kası hissederek gevşetiyor, yer çekimine izin vererek vücudumuzun adeta yere batmasına şahit oluyoruz.
- Vücudumuz ağır ve bir ceset kadar gevşek hale gelince zihnimizi serbest bırakıyoruz. Uyku-uyanıklık arası sakin bir bilince eriyoruz.
- Bu şekilde 10 - 20 dk. çalışalım.
Savasana, her yoga seansının başında ya da sonunda en az bir kez uygulanmalıdır. Başında yaparsak asanalara, sonunda yaparsak meditasyona iyi bir hazırlık sağlar.Yorgunluk atmak, uyku öncesi zihni dinlendirmek için idealdir. Lütfen deneyin.
Posted by Hich at 8:02 AM 0 comments Links to this post
Vejeteryan olmak ya da olmamak!
Çocukken IQsu normalin üzerinde olanların ileride daha yüksek oranla vejeteryan oldukları tespit edilmiş.* Neden olabilir? Çocukların daha iyi eğitim almaları ya da ne yedikleri üzerine daha çok düşünmelerinden olabilir elbette. Peki, Hindistanda bir dağ köyünde et yemeyi dini gereği reddeden adamın nesine bakmak gerek o zaman? Dinine!
Hindu ve Budistlerin vejeteryan beslenmeyi önerdiği, kimi kollarında eti tamamen yasakladığı bilinmekte. Bunun ilk sebebi "gören, işiten yada bilen" hiçbir canlının yenmemesi gerektiği inancı. Yani bir nevi bilinci yükselmiş canlılara saygı duyulması gerektiği. Bunu, bu inanışlardaki ruhların reenkarnasyonuna bağlamak mümkün. Çünkü, özellikle Hindular, açıkça, bir ruhun yaşam çemberinde başarısız bir hayat geçirdiğinde daha alt bir yaşam formuna, mesela bir hayvana enkarne olup geleceğini ileri sürer. Bu durumda bir kaplanı yemek büyükannenizi yemek olabilecektir. İkinci ve daha evrensel bir sebep de bilinçli olarak bir yaşayanı öldürmenin kozmik bir yasayı devirmek oluşu. Buna göre bir canlıyı öldürmek, içinde "kötü" duygular içeriyor ise elbet orada korku, öfke, açgözlülük gibi duygular da olacaktır ve o canlının etinden bu çeşit duygular yiyene geçebilecektir. Bir hayvanın ölürken duyumsadığı korku, sadece kaslarında biriken laktik asit, adrenalin olarak değil, kötü vibrasyonlar olarak da yemeğimiz olacak, bu durum bizim kozmozun bozuk bir parçası olmamıza yol açacaktır.
![]() |
| mindful eating |
Bugün Ayurveda'nın dediğine gelen modern tıp, "sebze ağırlıklı beslenin" önerisini geliştireli onlarca yıl oldu. Tıp, bağırsaklarımız çok uzun olduğundan eti yeterince sindiremediğimizi, beklemeler sırasında etin bağısaklarımızda çürüdüğünü anlatmakta. Bir de çok et yersek kalp hastası olacağımızı. Kanaatimce vücudun sağlığını sadece egzersiz, kilo kaybı diyetleri ve takviye vitaminlerde arayanlar yanılmaktalar. Beslenmenin türü vücut sağlığını, vücudun "taze" oluşu da zihin sağlığını etkiler."Biz aslında ne yediğimiziz" klişesine girmek istemesem de taze şeyler yiyerek iyi ve taze enerjileri vücuda almayı önermenin bir zararını görmüyorum.
Üstelik vejeteryanlar dikkat ettiklerinde, iddia edildiği gibi protein eksikliği falan da yaşamaz. Ovo-lacto tipi vejeteryan olursanız mesela, yumurta ve süt ürünleri tüketir, yalnızca et yemezsiniz. Süt ve yumurta harikulade protein kaynaklarıdır. Yok, onları da yemeyeyim diyorsanız, baklagiller ve bazı mantarlar, bazen etten daha fazla protein içerirler. Bırakın sebzeyi, fazla radikal olduğu düşünülse de sadece meyveyle beslenerek yaşayan kişiler vardır -mesela Steve Jobs- ve ilkel atalarımızın da bu şekilde beslendiği anlaşılmıştır***. Önemli olan, protein ve vitamin dengelerini iyi ayarlamaktır. Bana göre, ovo-lacto türü biri vejeteryanın besin dengesini yakalaması hiç zor değildir.
Vejeteryanlık, bir yogi için, ya da iyi yönde değişmek isteyen herkes için yanına sokulunması gereken bir beslenme anlayışıdır. Elbette, vejeteryan olmak zorunda değilsiniz, ama beslenmenizin örneğin üçte ikisi bitkisel kaynaklı olursa kötücül tireşimlerden, etle gelen atıl ve kaba enerjiden, zorlayıcı, yıpratıcı sindirimden çark eder, hafif, taze ve evrene naif duygularla bağlı kişiler olursunuz. Bir kızılderili atasözü "tanrı mineralde uyudu, bitkide düş gördü, hayvanda uyandı, insanda kendini buldu" der. İnsanlığa yüklenen bu kutsal anlamı içselleştirip hafif ve daha aşağıdaki diğer bilinçlere saygılı varlıklar olmayı becermek gerek. Bir başka ifadeyle koca bir kase peynirli salata neyinize yetmiyor;)*: Children with a high IQ are more likely to become vegetarian :: University of Southampton.
**: Ender Saraç'ın, kadın programlarında popüler olmadan çok önce yazdığı Ayurveda adlı kitap, iyi bir Türkçe kaynaktır. Ayrıca güzel bir açıklama için bakınız.
***: "Teeth Show Fruit Was The Staple; No Exceptions Found".
Posted by Hich at 7:29 AM 2 comments Links to this post
Labels:
beslenme,
din,
diyet,
vejeteryan
Reactions:
Friday, March 2, 2012
Yogayı Anlamak -II-
Gelelim kısaca "Yoga" olarak bilinen klasik egsersiz sistemi Hatha Yogaya...
1- Öncelikle şu ayrıma varalım. Yoganın Pilatesle bir alakası yoktur. Pilates olsa olsa 100 senelik ömrü olan, bir adamın hapishanede icad ettiği bir kaç güçlenme hareketidir. Kötü bir çalışma değildir ancak yogayla ilgisi yoktur ve uzakdoğu öğretilerine veya başka bir felsefeye dayanmaz. Hatha yoga 5000 yıllık bir felsefenin ve geleneğin gerektirdiği, bedeni ruha, ruhu da zihne birleştirmeyi hedefleyen ve tamamı enerji sirkülasyonu dikkate alınarak içgüdüsel olarak ortaya çıkarılmış duruşlardan oluşur ve bu duruşlar, pilatesin aksine "huh-huh" diye nefes verip, aerobiğe benzer hareketler yapmaktan çok öte, daha meditatif ve stabildir.
2- Hatha, klasik egzersiz yogasıdır.Yüzlerce websitesi, blog bulursun hakkında, açar bakarsın. O yüzden tarihi ve felsefesiyle ilgili daha önce anlattıklarımdan öte bilgi vermeyeceğim.
3- Şimdi biraz Hatha Yogayı oluşturan Asana'dan bahsedelim. Yani yoga pozu/duruşu... Bütün pozlar isimlendirilirken, başlarındaki Sanskrit belirleyici ada ek olarak "asana" sözcüğü ile biter. Örneğin Vrksasana; "Vrksa" ağaç demektir, pozun adı "ağaç pozudur"
4- Asana, seni ya esneten ya da dengeye zorlayan duruşlardır. Ya da bazen ikisine de (resimde Virabhadrasana= Savaşçı pozu). Esnerken gevşersin ama kasların pek ala çalışır. Dengede dikkatini toplarsın, zihnin fevkalade çalışır. Poz sırasında doğru nefes alır verirsin, hızlıca kalori yakarsın, dolaşım, solunum vs hızlanır. Asana, kanı iç organlarına gönderir, kan besin demektir, organların düzgün çalışır. Kambur duruşunu düzeltir, sırt-bel ağrılarını dindirir. Faydaları saymakla bitmez, en iyisi git bi bak: EN
5- Hatha Yoga, Hindistan'dan batıya geçtiğinden beri harika bir para kazanma aracı olmuştur. Önceleri klasik haliyle uygulatılır, paracıklar cebe atılırken, piyasa doyuma ulaşınca hemen yeni türevleri çıkarılmıştır. Hindu adlarla da desteklenerek delice şeyler yapılmaya başlanmıştır. Çeşitli güç yogaları (Ashtanga-power yoganın saçma türevleri), çeşitli aletlerle yogalar (plastik toplar mesela), 40 derecede yapılan sözde yogalar (hipertermik ortamda can çekişme) streching-pilates karışımları (!), tai-chi -yoga karışımları (bambaşka iki şey), relaxation amaçlı yat-aşağı yogaları, en iğrenci de sahaja yoga olarak bilinen bir kadının kendine taptırmayı görev adletmiş tarikatımsı sözde yoga oluşumu... Bunlar satış çeşitliliği için çıkmıştır kanaatimce. Dahası da var, eğitmenlik sertifikaları için hiçbir egzersiz eğitimi olmayan ev hanımlarından toplanan onbinlerce dolar, ve bu teyzelerin milletin belini kıracak, bağlarını koparacak egzersizleri yoga diye itelemesi... Batı, kapital sistem, bir büyülü felsefeyi ve doktrini daha plastikleştirip sanayileştirmiştir. Aman dikkat et. Yoga için Türkiye'de benim önereceğim, gittiğin yoga okulundan kendini harika hissederek çıkmaya ya da en azından ağrısız çıkmaya dikkat etmen, içeride meditasyon eğitimi aldığından emin olmandır. Duvarlarına astıkları sertifikalar çok da önemli değildir ve unutma ASANALARIN ESAS AMACI VÜCUDU MEDİTASYONA HAZIRLAMAKTIR!
6- Evet, asanaların amacı meditasyona hazırlıktır. Biz burada seninle önce meditasyon kavramına giriş yaptık. Bu şu demek, sen fiziksel gerçekliğini başka tür egzersizlerle de ilerletebilirsin. Kendine yogayı yakın bulmuyorsan, meditasyondan daha fazla faydalanmak için sırt ve beli kuvvetlendirip esnetici başka egzersizler de yapabilirsin. Aslolan, sinirağının yoğun olarak etrafında toplandığı omurganın gücü ve esnekliğidir! Omurgan ne kadar esnekse o kadar gençsindir. Evde annenin fizik-tedavi hareketlerini yapabilirsin, you-tube'dan "hatha yoga" uygulamaları ile çalışabilirsin.
7- Sabahları uygulaman için basit ve harika bir asana serisi var. İsmi Surya Namaskar, yani Güneşe Selam! 12 (bazen14) asananın nefes eşiliğinde ardışık uygulamalarından oluşuyor. Her harekette ya nefes alıyor ya veriyorsun. Aşağıdaki gibi.
9- Önerebileceğim bir kaç link:
http://www.youtube.com/watch?v=PcC8hZPwj6w
http://www.youtube.com/watch?v=bofQabiS3C4&feature=relmfu
http://www.youtube.com/watch?v=X0pZUjXGq8w&feature=related (Surya Namaskar ile)
iyi çalışmalar...
10- hich.art AT gmail.com buradan soracaklarını bekliyorum.
Posted by Hich at 8:22 AM 0 comments Links to this post
Tuesday, February 14, 2012
Yoga'yı Anlamak - I -
"Yoga", birleşmek bütünleşmek anlamına gelen Sanskrit bir sözcük. Peki neyin ne ile birleşmesi? Vücudun ruhla, ruhun bilinçle, bilincin vücutla, sonra bunların hepsinin doğa ve evrenle birleşmesi ve sonuçta tamamlanmak, yoganın temel amacı. "Yogi", yoga yapan kişi demek, "Yogini" yoga yapan kadın. Buraya kadar tamam.
Fakat anlaşılmayan çok önemli bir detay var.
Yoga sanıldığı gibi sadece bir egzersiz sistemi değildir. Hatta, egzersiz içeren uygulamaları yoganın sadece küçük bir kısmıdır. Yoga daha çok bir yaşama bakış açısı, bir felsefedir. Yoga temelde 4 bakış içerisini içeren bir doktrindir. Yani 4 temel şekilde yoga yapılır:
1- Karma Yoga: Sanskrit bir sözcük olan “karma”, davranış/ eylem demektir. Karma yoga bireyin hareketlerinin neden ve sonuçlarına odaklanan doğru hareket ve kendini düşünmeden yardım yoluyla, Tanrı’yla bütünleşmeyi sağlayan bir yaşam tarzı uygulamasıdır.
2- Bhakti Yoga: Sevmek ve kalbini kutsal olana açmak, kişisel adanmanın mistik bir yolu olan bhaktinin amacıdır. Bhakti, “Kutsal olana hizmet etmek” demektir. Sevgi ve tam bir teslim oluşla, tüm yaratılmışlarda mevcut olan ilahi öze yol almaktır. İslam sufizmi ve Mevlevilik de bu yolu öneren bir başka akımdır.
3- Jnana Yoga: Bilgelik yoludur ve en zor yol olarak düşünülür, çünkü anlama ve sezgi yeteneğinde radikal bir değişiklik gerektirmektedir. Jnana öğrencisi zihnini kendi doğasını araştırmak ve Tanrı yoluyla bilgiye ulaşmak için kullanır. Zaman içinde meditasyonda verimi ve etkinliği artırmak için çeşitli uygulamalar bu ekol altında geliştirilmiştir. Bunlardan bir tanesi de bugün Batı’da yaygın bir uygulama alanı bulan “Hatha Yoga” dır. (Benim eğitmenliğim spesifik olarak bu alanda. İleride Hatha Yoga çalışmaları verecek, rehberlik edeceğim.)
4- Son olarak bütün bu yoga felsefelerinin üzerinde Raja Yoga (kral yogası) bulunur ki, bireyin nasıl yaşaması gerektiğini sistematik hale getirmektedir. Buna göre birey aşağıdaki 8 uygulamaya tabi yaşamalıdır:
- Yama - Ahlaksal kurallara uymayı öğretir. Şiddeti, hırsızlığı, açgözlülüğü, kişinin kendi nefsine hakim olamayışını yasaklar.
- Niyama - Öz disiplini öğretir. Saflığı, sadeliği ve çalışmayı hedefler.
- Asana - Belirli pozisyonlardaki vücut egzersizleridir.
- Pranayama - Belirli ritimlerde nefes alıp vermeyi öğretir.
- Pratyahara - Duyguları kontrol etmeyi sağlar.
- Dharana - Belli bir fikir üzerinde konsantre olmayı öğretir.
- Dhayana – Meditasyon çalışmalarıdır.
- Samadhi - Meditasyonun ulaşacağı son hedef olup; beden ve duyular dinlenirken, aklın ve ruhun uyanık kalması, üstün bilince erişme halidir.

Blog Gurusu der ki: Elbette yoga felsefesine gireceksen, ki bir guruya ihtiyacın varsa mecbur gireceksin, bazı kavramları da öğrenmen gerek. Bunlara daha sonra göz atacağız; asana, karma, kader, acı (ki biraz girdik), reenkarnasyon, ruh vb.
Raja yoga felsefesini benimseyeceksen buyur al, ama Yama ve Niyama benim sana, öğütlere boğarak aktarabileceğim uygulamalar değil. Canın isterse ahlakı ve disiplinli olursun. Ancak Raja Yoga'nın diğer uygulamaları burada anlatılacak ve açıklanacak. Sen zaten bazı uygulamalara başladın bile; Pranayama, Dharana ve Dhayana ;)
Ayrıca yogik felsefe tek de değil, Raja'yı beğenmediysen, ister herşeyi seven Bhaktici bir evliya ol, ister us'tan ayrılma Jnana'yı takip et, istersen de davranışçı ekolle Karmacı ol:) Kararı sen ver.
Anlamadığın bir şey varsa bana mail at: hich.art AT gmail.com
Posted by Hich at 7:37 AM 0 comments Links to this post
Labels:
yoga
Reactions:
Tuesday, January 24, 2012
meditasyon ders 11/12/13/14
- Ders 11: Çalışma konusu: Indigo rengi. İpucu: çivit mavisi, gece gökyüzü. Çakra: Üçüncü göz
- Ders 12: Çalışma konusu: Işık. İpucu: Karanlık ve aydınlık, gündoğumu. Çakra: Üçüncü göz
- Ders 13: Çalışma konusu: Mor. İpucu: Mor ve fuşyanın soyut devinimi. Çakra: Taç
- Ders 14: Çalışma konusu: Düşünce: İpucu: Düşünceni durdur, düşüncesiz kal, algılarını dahi yorumlama. Çakra:Taç
- Gerekli diğer bilgiler ve nasıl yapıldığına dair bak (yalnızca çalışma konusunu değiştir) meditasyon ders1
Posted by Hich at 7:35 AM 0 comments Links to this post
Labels:
meditasyon,
çakra
Reactions:
Wednesday, January 18, 2012
meditasyon ders 10
- Çalışma konumuz "ses". Müzik dinleyeceğiz. Aşağıda bazı ensturmanlar ile hazırlanmış meditasyon müziklerine linkler var. Bunları deneyebilir, kendininkileri kullanabilirsin. Tek yapman gereken sadece sese, ritme ve sesin dağılışına konsantre olmak.
- Gong
- Shakuhachi
- Didgereedoo
- Sitar
- Flute
- Singing bowl &Gong
- Gerekli diğer bilgiler ve nasıl yapıldığına dair bak (yalnızca çalışma konusunu değiştir) meditasyon ders1
Boğaz Çakrası boynun üzerinde, gırtlakta bulunur. Rengi maviden açık maviye dağılır. Elementi sestir. Tiroid hormonu ile ilişkilidir. İletişim ve dışa vurumdaki olgunluk bu çakranın temel konularıdır. Fiziksel olarak iletişimi, duygusal olarak özgürlüğü, zihinsel olarak akıcı düşünmeyi ve ruhsal olarak güvenlik hissini yönetir. “Lucid Dreaming”, Rüya Yogası’nda önemli rol oynar.
Posted by Hich at 10:42 AM 0 comments Links to this post
Labels:
meditasyon,
çakra
Reactions:
Sunday, January 15, 2012
Niye meditasyon yapmıyorsun?
- Şş, yalan söyleme. Yapmıyorsun işte, görüyorum ben seni. Guruların üstün güçleri olur. Haberin yokmuydu?
- Nefes çalış, meditasyon yap. Kar-kış, sakinlik, mis gibi zaman. Çekiliver bir odaya, aç müziğini, yak tütsünü, yağını; ne gerekiyorsa 10 dakika sessizce oturman ve zihnini zaptetmen için onu yapıver yahu. Çok mu zor?
- Daha bir sürü işimiz var ama sen meditasyonun hakkını vermeden başlayamıyoruz ki!
- O kadar yazıyoruz buraya vakit ayırıp, şöyle yap, böyle yap. Eşşek başımı var burda? Vallahi bırakır giderim...
- Hadi şimdi bırak internette sürtmeyi de, kendine, "mutlak kendine" bir 10 dakika ayır. Konular ağır geldiğinde kar yağışını, su akışını, güneş batışını falan da izleyebilirsin. Yeter ki zihnin, bir düzen içinde benliğindeki yerini bulsun.
- Pazar pazar üzme beni, hadi evladım.
- Hadi çocuğum.
- Aferim.
Posted by Hich at 6:33 AM 2 comments Links to this post
Labels:
meditasyon
Reactions:
Friday, January 13, 2012
Tuesday, January 10, 2012
meditasyon ders 9
- Bu hafta çalışma konumuz "mavi". Bütün tonlarıyla, gökler, denizler, soyut imgeler, serbest şekilde sadece "mavi"yi düşünüyoruz.
- Gerekli bütün bilgiler ve nasıl yapıldığına dair bak (yalnızca çalışma konusunu değiştir) meditasyon ders1
Boğaz Çakrası boynun üzerinde, gırtlakta bulunur. Rengi maviden açık maviye dağılır. Elementi sestir. Tiroid hormonu ile ilişkilidir. İletişim ve dışa vurumdaki olgunluk bu çakranın temel konularıdır. Fiziksel olarak iletişimi, duygusal olarak özgürlüğü, zihinsel olarak akıcı düşünmeyi ve ruhsal olarak güvenlik hissini yönetir. “Lucid Dreaming”, Rüya Yogası’nda önemli rol oynar.
Posted by Hich at 6:08 AM 0 comments Links to this post
Labels:
meditasyon,
çakra
Reactions:
Tuesday, January 3, 2012
Zaman ve Meditasyon
Ödev verenlere teşekkürler. Beklediğimden sıkı bir ekip varmış burada. Tabi bu kadar sıkıcı bir bloğu okumak için epey sıkı zihinler gerekirdi, ne sandıysam.
Görüyorum ki zaman konusunda, en azından algılanışı konusunda oldukça açık fikirliyiz. Evet, haklısınız, zaman deneyimlediğimizce vardır. Biz, evet, zamanın ihtiyaç duyduğu referansı; algıyı, varolduğumuz sürece hem yaratanız hem de, bu durumda, zamanın (ve diğer herşeyin) bilinmesi için bir çeşit anti-maddeyiz. Ve "an deneyimi" diğer deneyimlerimizden örneğin susuzluğu gidermek, dikkatlice film seyretmek, geçmişi düşünmek, gelecek için harekete geçmekten daha önemli bir deneyim değildir belki de. Ancak diğer deneyimler, "ölçülebilir zaman" ile daha uzun sürebilecekken, "an deneyimi" hepsinden kısa sürmesi huyuyla eşsizdir. Nitekim "an" bilinen en küçük zaman tanımıdır ve bazen bir dakika "an" iken, bazen bir milisaniye "o an" olabilmektedir. Ama bu durumda "görece" yani orada "donup kalma süremizin subjektifliği" nedeniyle "an" aslında (+) ve (-) yönde sonsuz bir genişlik sergilemektedir.
İşte bu "algıyı anda dondurup kalma ve ona iyice bir bakma" deneyimi, meditasyonda gelinesi bir yerdir. Bu "anda kalış " ne kadar uzunsa o kadar makbuldur.
Meditatif "an"da kalış, zihinsel ve fiziksel bir eylemsizlik halidir. Bu durumda "an"ı yakalayıp öylece beklemek, hayati fonksiyonları yerine getirmek için ivmesiz olmak demektir. Buradaki durum ezoterik teozofinin "tanrı insanı kendini bilmek için yarattı" fikrini neredeyse ispatlar. Çünkü "an" halinde insan olarak aktif bir varlık değilken, düşünmezken örneğin, ölmemek için tekrar harekete geçtiğimizde "an"ı kaybeder, insan oluruz.Yani tekrar düşünceye döneriz; yalnızca varlık olarak kalmaz hem de varoluşuruz. E tabi, aç kalmamak, yaşamak istiyorsak, düşünmeli, insan olmalı, teozofinin "tanrı mertebesi" dediği o zamandaki delikten, "an"dan uzak durmalı, tanrılığa falan öykünmemeliyiz. Yaşarken tanrı olunamaz. Yaşarken insan olunur.
Ama insanın ilüzyonlarının yani yaşamı sandığı kabuğun bir deliğinden bakıp tanrılığı anlaması..?
Zamanda asılı kalması, zamansız kalması, ölmeden önce ölmesi?
İnsanın artık insan olmaması?
"Nirvana" der meditatasyon öğretisi, İnsan-ı Kamil der sufistler, "bir olmaktır". Tekamül, insanken insan olmayacağın mertebeye gelmektir, ilüzyonların olmadan görmek, görmeden tanık olmak, olduğunu bilmemek, olana karışmaktır. Bir olmak; "an+olmak+olmamak"ın tek bir şey olarak yaşanmasının yaşanmasıdır.
Olmak ya da olmamak der Shakespeare... Boş uzayda, önce olmamak, sonra varolmak, sonra da varoluşmak süregeldiyse, varoluşma noktasında meditasyona başlayan senin tam tersi süregelir zihinde; herşey önce hızla döner, sonra yavaşlar ve durur, sonra da kaybolur. Sabredersen kendini kaybetmeyi görebilirsin, uslu bir çocuk olursan da şirinleri...
![]() |
| Photo: Gregory Colbert |
Posted by Hich at 1:06 PM 4 comments Links to this post
Reactions:
meditasyon ders 8
- Konum, oturuş ve hazırlığa ilişkin bilgiler için bak meditasyon ders1
- Başla: "hava" elementini düşün. Zihninde havayı canlandır, hissetmeye çalış ve dikkatini havaya odakla. Rüzgarı düşünebilir, zihninde çeşitli kokular canlandırabilirsin. Bu süreçte aklına üşüşen düşüncelerin geçip gitmesine izin ver. Onlara takılma, onları yorumlama, üzerlerinde durma, dalıp gitme. Bırak geçip gitsinler. Sen havayı düşün. Gör, hisset.
- Bitiriş, tekrar yapmak ve içselleştirmek için lütfen bak:meditasyon ders 1
- Soracakların için çekinmeden kontağa geç. hich.art AT gmail.com
Posted by Hich at 11:43 AM 0 comments Links to this post
Labels:
meditasyon,
çakra
Reactions:
Tuesday, December 27, 2011
ödevler?
Sadece iki kişi ödev verdi. Gerisi nerde? Süreyi uzatıyorum, ama bir daha gecikme olmasın. Zamanla ilgili yarım sayfa ödeviniz 30 Aralık Cuma elimde olsun.
Posted by Hich at 3:10 AM 6 comments Links to this post
Fraktaller, evren ve sen
Varlığımızı, varoluşumuzu anlamaya, "neden varız"ı yordamaya çalışırken pek çok yöntem seçebiliriz. Ama bir referans noktası oluşturması açısından bir fikre ihtiyaç duyuyorsak bu yalnızca şu olabilir: "mikrokozmozda olan makrokozmozda da vardır" . Diğer düşünceler, örneğin Tanrı vardır, bir öğretinin penceresinden bakmak olacak, bizi yanlış yönlendirebilecektir. Tabi yine de biz, septik bakış açımızı bırakmadan bu uzakdoğu deyişinin doğruluğundan nasıl emin olabiliriz, incelemeliyiz.
Okyanus suyunu analiz etmek istediğimizde çeşitli bölgelerinden birer damla su alıp mikroskopla inceler daha sonra da ortalama bir değere varmak için içerisindeki mikroorganizma, mineral, element, vs sayılarının istatistik olarak ortalamalarını buluruz. Elimize geçen rakamlar, insan diliyle, 3 aşağı 5 yukarı okyanusta ne kadar mineral, element, mikroorganizma olduğunu bize gösterecektir. Aynı uygulama, kanın, havanın bileşenlerini anlamak ya da galaksideki gök cisimlerinin sayılarını, yerlerini kestirmek için de yapılabilecektir. Bunun tersini de uygulamak tümevarımcı bir bilimsel yaklaşımdır. Yani bir birimlik X maddesi elime geçti ve onu inceliyorum diyelim. Yapısını çözdüğümde bunun bütün X maddeleri için geçerli olduğunu düşünürüm. X maddesi yerine insanı, yani mikrokozmozu yerleştirirsem -varsayımsal olarak- bütün evrenin yani makrokozmozun da aynı maddelerden ibaret olduğunu çıkarsarım. Karbon, hidrojen, oksijen vb.
Bu yaklaşımı anlamanın, ve atasözünden emin olmanın* bir başka yolunu da bize modern bilim ve matematik sunmuştur; fraktaller. Fraktal, küçük birimlerden oluşan, parçalara ayrıldığında herbir parçası bütünün büyük ölçüde aynısı olan geometrik şekillerdir. Doğada her yerde görülebilir; bir dağ, üçgenlerden oluşan ve kendisi de nihayetinde bir üçgen olan bir formdur. Ya da bir nehrin "S" şeklindeki kıvrımlarının herbiri yine "S" şeklinde kıvrılan o nehirle benzeşir. Bir brokoli kendisi gibi küçük ağaçlardan oluşur. Kan damarları, okyanus dalgaları, DNA, deniz kıyıları... Hepsi kendi yapı ve formlarına benzer küçük yapı ve formlardan oluşur.
![]() |
| DAHA İYİ ANLAMAK İÇİN LÜTFEN TIKLA |
"Mikrokozmozda olan makrokozmozda da vardır" atasözü, başta Brahmanistlerin benimsediği ve "kendi içimdeki, evrenin ta kendisidir" fikrini yordayan bir deyiştir. Yani, madde bedenim, duygularım, bilincim, ruhum, herşeyim evrende de karşılığı bulunan materyallerdir ve ben evrenin küçük bir şeklini oluştururum. Bu durumda uzaydan bakıldığında bir nokta da olsam içimde bir evren taşırım. Küçük kafamın yarattığı deneyimlediği herşey evrenin kendisini, tıpkı benim gibi, var etmesi sürecinden ileri gelir. Yani düşünce de bir materyal, bir enerji biçimi olarak evrende bulunur, karbon da. Bütün bu gökyüzünde gördüğüm, toprakta hissettiğim ve bedenimin damarlarında ve sinirlerinde bulduğum kaos örüntüleri** yani fraktaller, bende olanın, benim bir meta yapım olan evrende de bulunduğunu işaret eder. Bir mikrokozmoz olarak aslında, makrokozmozumun bir yapıtaşından, bir nevi atomundan başka şey değilimdir.
Teozofi genel olarak bu görüşü pek sevmez. Her ne kadar çoğunda "Tanrı insanı kendi suretinden yarattı" denilerek insan- tanrı ilişkisinde fraktal bir yapıya gönderme yapılsa da, büyük dinlerde (monoteist) genelde insan tanrıdan az ve farklıdır. Öyle de olmalıdır, yoksa kurdukları hukuk düzleminde insanları kimin cezalandıracağı kafa karıştırır. Ancak çoğu sufist ya da batıni dindar, evrenin yani bütün varoluşun tanrı olduğunu kabul eder ve bu atasözünün arkasında durur. Örneğin Hallac-ı Mansur "Enel Hak" der, "Ben Tanrıyım". Mevlana, aşkının Allah olduğunu anlatır ve kendisine "aşk nedir?" diye sorulunca "ben ol ki bilesin!" der. Hacı Bektaş, "Tanrı mineralde uyudu, bitkide düş gördü, hayvanda uyandı, insanda kendini buldu" derken, mikrokozmoz insanla makrokozmoz tanrı-evren arasındaki ilişkiyi açıklar. Ezoteristlerin, New-Age'cilerin hemen hepsi ya Panteist (evren=tanrı), ya da Panenteist (evren içinde tanrı) görüşündedir ve insanı evrenin yada tanrı-evrenin gerçekleştiricisi, oynatıcısı (player) olarak tanımlarlar. Brahmancı Budistler, tanrı Brahman'ın evren olduğunu ve Atman'ı (insanı) kendini bilmek için kendinden (3 aşamada) yarattığını anlatır. Modern bilim, Big Bang ile evrene saçıldığımızı ve hepimizin aynı enerjinin formları olduğumuzu söyler. Sorguya başlayan herkesin ilk durağı hemen hemen aynıdır. Bende olan herşey O'nda, O'nda olan herşey bende vardır! Sorgulamaya ister tanrılı ister tanrısız devam edilsin, sorgucu bu refereans görüşü benimsediğinde, varoluşsal sorgulamanın ilk basamağına çıkmış demektir. Artık "varoluşun nesiyim, neresindeyim?" sorusuna yanıt alınmış, varlığın dinamikleri biraz daha netleşmiştir. Belki de sıradaki soru "varoluş neden varolmuştur?" olmalıdır.***
*: Bilimde hiçbir zaman kesinlik olmayacağı da unutulmasın tabi.
** Bkz. link
***Bu soru ilk önce sorulursa cevap veren çok bulunur. 3 tek tanrılı din hali hazırda bunu yanıtlamak için vardır: "Sen Tanrı'ya layık olmak, onun sınavlarından geçmek için yaratıldın, gerisine sakın kafanı yorma." Bu nedenle zaten din eğitimiyle büyümüş birinin sorgulamaya buradan başlaması, döne döne kuyruğunu yakalayıp bir sıfır çizmesiyle sonuçlanır, yani başladığı yere geri döner. O yüzden ilk önce, varoluş bilgisini kök bilgilerden arındırmak, herşeye baştan başlamak gerekir. Bu durumda bu makro-mikro varoluş tezi iyi bir sıfır noktası olabilecektir. Sonuçta bu tez, insanın kendi varoluşu ve evrenin varoluşu dışında bir başka varlıktan ya da kuraldan bahsetmez. Basit, temiz bir "restart" verir ki isteyen pekala buradan devam edip tekrar tanrısını da bulabilir.
****Secret, kuantum sıçrama..vs. Sen benden daha iyi biliyorsun.
Posted by Hich at 3:08 AM 2 comments Links to this post
Labels:
evren,
fraktal,
mikrokozmoz,
varoluş
Reactions:
meditasyon ders 7
- Konum, oturuş ve hazırlığa ilişkin bilgiler için bak meditasyon ders1
- Başla: "Yeşil rengi" düşün. Gözünde yeşili canlandır, görmeye çalış ve dikkatini yeşile odakla. Yeşil çayırlar, ormanlar, objeler düşünebilir, yada rengi soyut olarak deneyimleyebilirsin. Sadece yeşile konsantre ol ve imgesini yakaladığında ona uzun uzun bak... Bu süreçte aklına üşüşen düşüncelerin geçip gitmesine izin ver. Onlara takılma, onları yorumlama, üzerlerinde durma, dalıp gitme. Bırak geçip gitsinler. Sen yeşilii düşün. Gör.
- Bitiriş, tekrar yapmak ve içselleştirmek için lütfen bak:meditasyon ders 1
- Soracakların için çekinmeden kontağa geç. hich.art AT gmail.com
Posted by Hich at 3:05 AM 0 comments Links to this post
Labels:
meditasyon,
çakra
Reactions:
Tuesday, December 20, 2011
zaman
Birara sana bir ödev vermiştim. Zaman üzerine düşünmeni, bazı sorular cevaplamanı ve yeni sorular sormanı istemiştim. Burada.
Evet, ödevleri toplama zamanı.
Konuya ilişkin Times New Roman 12 punto ile en az 1/2 sayfa yazılmış ödevin haftaya Salı'ya kadar elime ulaşsın şuradan: hich.art AT gmail.com
Zamanım yoktu falan anlamam!
İlham almak için zamanla ilgili şu filmleri izleyebilirsin:
12 Monkeys
The Butterfly Effect
Sphere
Source Code
In Time
Hitchhiker's Guide to Galaxy
The Fountain
2046
Frequently Asked Questions About Time Travel
The Lake House
Kolay gelsin.
Posted by Hich at 3:38 AM 0 comments Links to this post
Labels:
zaman
Reactions:
meditasyon ders 6
- Konum, oturuş ve hazırlığa ilişkin bilgiler için bak meditasyon ders1
- Başla: "Ateş" düşün. Gözünde ateşi canlandır, görmeye çalış ve dikkatini ateş görseline odakla. Ateşle ısındığını düşünebilirsin, ateşin sesini zihninde duyabilirsin. Sadece ateşe konsantre ol ve imgesini yakaladığında ona uzun uzun bak... Bu süreçte aklına üşüşen düşüncelerin geçip gitmesine izin ver. Onlara takılma, onları yorumlama, üzerlerinde durma, dalıp gitme. Bırak geçip gitsinler. Sen ateşi düşün. Gör.
- Bitiriş, tekrar yapmak ve içselleştirmek için lütfen bak:meditasyon ders 1
- Soracakların için çekinmeden kontağa geç. hich.art AT gmail.com
Posted by Hich at 3:14 AM 0 comments Links to this post
Labels:
meditasyon,
çakra
Reactions:
Tuesday, December 13, 2011
İyileşmeye başlamak: Acıya giriş
Hasta değilsindir herhalde, ama mutsuz olma ihtimalin yüksek. Tatminsizlik, boşlukta olma hissi, hayalkırıklığı, amaçsızlık, rol yaptığını düşünmen, huzursuzluk/kaygı, kaybetme, ölüm, gelecek yada sevilmemek gibi korkular yaşaman olası. Bütün bunlar yoksa hakikaten bağlanacak çok kuvvetli birşey bulmuşsundur! Aşıksındır, bebeğin olmuştur, terfinin tam da arifesindesindir... Merak etme aşkından ayrılınca, çocuğun büyüyüp suratına bakmayınca yada terfini alınca/alamayınca yani zihnen bağlandığın neyse onu kaybedince sen de aramıza dönersin. Çünkü VAROLUŞUN TEMELİNDE ACI VARDIR! Ancak birşeylere bağlandıkça bu acıyı dindirdiğimizi düşünürüz. Bağlanmak varoluşun morfinidir. Bağlanmak ilüzyon yaratmaktır. Bağlanmak Budizm'de günahtır...
Aslında başlı başına bir din olmaktan çok dinler üstü bir felsefe olan Budizm'in temelinde 4 yüce gerçek vardır:
- 1. Dukkha: acı, hayatın ve varoluşun bir parçasıdır.
- 2. Samudaya: acının kaynağı arzulara bağlanmaktır.
- 3. Nirodha: arzular bırakılırsa acı sona erdirilebilir.
- 4. Magga: acıların sona erdirilmesinin yolu Sekiz Aşamalı Asil Yol'dan geçer*.
*:Sekiz Aşamalı Asil Yol: 1-Doğru kavrama, 2-doğru düşünce,3- doğru söz, 4-doğru eylem, 5-namuslu kazanç, 6-doğru çaba, 7-uyanıklık, 8-doğru konsantrasyon.
Posted by Hich at 3:25 AM 4 comments Links to this post
Meditasyon: Ders 5
- Konum, oturuş ve hazırlığa ilişkin bilgiler için bak meditasyon ders1
- Başla: "sarı" rengi düşün. Gözünde sarıyı canlandır, görmeye çalış ve dikkatini sarı görseline odakla. Sarı objeler düşünebilirsin, rengi soyut olarak görebilirsin. Sadece sarıya konsantre ol ve imgesini yakaladığında ona uzun uzun bak... Bu süreçte aklına üşüşen düşüncelerin geçip gitmesine izin ver. Onlara takılma, onları yorumlama, üzerlerinde durma, dalıp gitme. Bırak geçip gitsinler. Sen sarıyı düşün. Gör.
- Bitiriş, tekrar yapmak ve içselleştirmek için lütfen bak:meditasyon ders 1
- Soracakların için çekinmeden kontağa geç. hich.art AT gmail.com
Posted by Hich at 2:58 AM 0 comments Links to this post
Labels:
meditasyon,
çakra
Reactions:
Tuesday, December 6, 2011
Pranayama -Nefes Baby!
Demiştim ki bu iş doğru nefes almadan eğri olur. Prana (sanskrit); nefes ve yaşamın özü demekti ve bu ikinci anlamıyla kutsal sayılmaktaydı. Pranayama yani nefes çalışması bizim akciğerimizde kullanmadığımız 2/3lük alanı da solunma dahil etmemize, dolayısıyla daha çok oksijenle daha kaliteli kan ve dolaşıma sahip olmamıza ve dolayısıyla sağlıklı organlara ve bağışıklı, sinir, sindirim gibi sistemlerimizi güçlendirmemize çok yardımcı oluyordu. Yani sağlıklı olmak iyi nefes almaktı.
Belki bu konuda ödevini yapmamış, hiç nefes tekniği çalışmamışsındır diye ben sana en önemlilerinden biri olan "Anuloma Viloma"yı anlatayım. Ama bir daha ödevini yapmayanı derse almam ona göre...
Anuloma Viloma, burnun iki kanalını sırasıyla kullanarak nefes alıp verdiğimiz bir pranayama. Faideleri şöyle:
- Vücutta var olduğu söylenen 72 bin Nadi kanalını açar. Böylece sen de meditasyonun nihai hedefi olan Nirvanaya daha rahat varırsın.
- Aslında tıp diliyle şimdi sıralayacağım bazı marifetleri bu Nirvana yolunun tıkanmasının sağlıklı ve sakin bir beyne sahip olmamaktan ileri geldiğini de ispatlar gibidir;
- Anuloma Viloma, kalbe giden damarları açar.
- Kan basıncını düşürür.
- Beyin dalgalarını yavaşlatır.
- Sinir sistemini gevşetir.
- Belki de en önemlisi, meditasyon için de paha biçilmez bir beceri olan, beynin sağ ile sol lob kullanımını dengeler..
- Solunumu kuvvetlendirir dememe gerek var mı?
- Migren, astım, alerji gibi psikolojik temelli hastalıklara iyi gelir....vs
- Önce meditasyon için oturur gibi dik otur. (Tercihen Lotus)
- Birkaç kez sakince nefes al ver, hazırlan.
- Şimdi sol elinin baş parmağıyla sol burun kanadını kapat ve nefes ver (sağ kanaldan)
- Baş parmağını çekmeden nefes al (sağ kanaldan)
- Şimdi de bir başka parmağınla (tercihen yüzük) sağ burun kanadını kapatarak aldığın nefesi içinde tut
- Baş parmağını çekerek sol burun kanadından nefesi ver
- Buradan (sol kanaldan) nefes al
- Tut (parmaklarınla burnunu kapatarak)
- Sağ kanaldan ver
- Sağ kanaldan al
- Tut
- Sol kanaldan ver
- Sol kanaldan al
- Tut
- Sağ kanaldan ver
- ... Kapiş? Bak şurdaki abi ne güzel yapıyo.
Posted by Hich at 6:51 AM 0 comments Links to this post
meditasyon ders 4
Geçen haftlarda yaptığımız konsantrasyon egzersizlerine devam ediyoruz. 11 hafta daha konsantrasyon çalışacağız. Bu hafta da Sakral çakraya yönelik çalışıyoruz. Aşağıdaki gibi:
- Konum, oturuş ve hazırlığa ilişkin bilgiler için bak meditasyon ders1
- Başla: "su" elementini düşün. Gözünde suyu canlandır, görmeye çalış ve dikkatini su görseline odakla. Suda yüzdüğünü düşünebilirsin, su içtiğini, denizi, gölü izlediğini imgeleyebilirsin. Suyun dışındaki düşüncelere kapılıp gitmediğini sürece farketmez. Sadece suya konsantre ol ve imgesini yakaladığında ona uzun uzun bak... Bu süreçte aklına üşüşen düşüncelerin geçip gitmesine izin ver. Onlara takılma, onları yorumlama, üzerlerinde durma, dalıp gitme. Bırak geçip gitsinler. Sen suyu düşün. Gör.
- Bitiriş, tekrar yapmak ve içselleştirmek için lütfen bak:meditasyon ders 1
- Soracakların için çekinmeden kontağa geç. hich.art AT gmail.com
Sakrum üzeri ve göbeğin altında kalan bögededir. Rengi turuncu, elementi sudur. Testisler, yumurtalıklar ile etkileşmektedir. Seks hormonlarını, genital sistemi ve böbreküstü bezlerini yönetir. Temel konuları, yaratıcılık, ilişkiler, şiddet, bağımlılıklar, temel duygusal ihtiyaçlar, zevk, cinsel yaşamdır. Fiziksel olarak, üremeyi, zihinsel olarak yaratıcılığı, duygusal olarak neşeyi ve ruhsal olarak coşkunluğu idare eder. |
Posted by Hich at 6:16 AM 0 comments Links to this post
Labels:
meditasyon,
çakra
Reactions:
Tuesday, November 29, 2011
Sürekli- Zihin- Kontrolü
- Yeni bir çalışmaya başlıyoruz.
- Meditasyonlarını söylediğim gibi yapmaya devam et. Bu başka bir çalışma: "sürekli- zihin -kontrolü".
- Sürekli-zihin-kontrolü, aklından geçenleri, duygularını, düşüncelerini, yorumlarını, muhakemeni, iradeni yani zihninde ne var ne yoksa takip etmek demek. Bir nevi, olgular için oluşturduğun "düşünce haritasını" okumak demek.
- Örneğin yolda yürürken bir bank gördün ve eski sevgilini hatırladın; hemen neden o bankın sana o kişiyi çağrıştırdığını bulmaya çalış. Düşüncelerini takip et, hafızanı zorla ve çağrışımın çıkışıyla yüzleş.
- "Yüzleş" çünkü bazen düşüncelerin kaynakları pek de iyi olmaz. Örneğin birine duyduğun kıskançlık duygusunu takip ettiğinde karşına genelde kendinde gördüğün bir eksiklik çıkar, bunu görmen, anlaman ve kabul etmen hatta değiştirmen gerekir. Böylece o eksik gördüğün yönüne ilişkin bilinçaltında biriktirdiğin yargılara ulaşacak ve orayı bir güzel temizleyeceksin.
- Bunun gibi, yeterince iyi bakarsan bilinçaltında bulamayacağın hiçbir kişilik problemi olamaz. Hepsinden kurutulmak gerek: ipuçlarını takip et, kaynağı bul, temizlik yap, yerine daha barışçıl varolmak için tohumlar ek!
- Kendini yeniden inşa etmek, bilinçaltı ile bilinç arasında sağlıklı köprüler oluşturmak, istenmedik davranış ve düşüncelerden kurtulmak için bu yöntem, iyi bir temizlik ve rekonstrüksiyon sağlayacak.
- Bu çalışma senin kendine daha samimi olmanın önünü açacağından, meditasyon esnasında düşüncelerinle verdiğin savaşta seni daha güçlü kılacak.
- Bunu uyanıkken aklına gelen her fırsatta yapmaya çalış; zihnini takip et.
- Amaç, farkındalığın artması; zihninin sürekli kontrolünde olması, kontrolün dahilinde işlem yapması ve güçlenmesi... Böylece daha kolay pozitif düşünce üretebilir, kaygı ve stresi yönetebilir ve en önemlisi NEyi NEDEN yaptığının gerçekten farkında olabilirsin.
Posted by Hich at 5:23 AM 3 comments Links to this post
Labels:
Sürekli-Zihin-Kontrolü
Reactions:
meditasyon ders 3
Geçen haftlarda yaptığımız konsantrasyon egzersizlerine devam ediyoruz. 12 hafta daha konsantrasyon çalışacağız. Artık Sakral çakraya geçtik. Aşağıdaki gibi:
- Konum, oturuş ve hazırlığa ilişkin bilgiler için bak meditasyon ders1
- Başla: "turuncu" rengi düşün. Gözünde turuncuyu canlandır, görmeye çalış ve dikkatini turuncu görseline odakla. Turuncu objeler düşünebilirsin, rengi soyut şekiller biçiminde görebilirsin. Farketmez. Sadece turuncuya konsantre ol ve imgesini yakaladığında ona uzun uzun bak... Bu süreçte aklına üşüşen düşüncelerin geçip gitmesine izin ver. Onlara takılma, onları yorumlama, üzerlerinde durma, dalıp gitme. Bırak geçip gitsinler. Sen turuncuyu düşün. Gör.
- Bitiriş: Kendince yeterli bulduğun bir sürede bırak. İster 1 saat çalış ister 5 dk. Zihninin yorulmaya başladığını ya da uykunun geldiğini hissedersen bir kaç dakika daha kendini zorladıktan sonra durmanı öneririm.
- İçselleştir: Çalışmaların sırasında ilginç şeyler görebilirsin, korkabilir, uyuklayabilirsin. Herşey mümkün. Çalışmanın sonunda süreci kendince değerlendir. Gördüklerini bilinçaltından gelmesi muhtemel bilgiler olarak incele, yorumla. Kendini, kendi mesajların ve kendi açıklamalarınla yapılandır. Bir deftere notlar alırsan ileride okuman ilginç bir deneyim olacaktır.
- Tekrar yap: Bir hafta boyunca bunu her gün yap. "Sadece turuncu".
- Soracakların için çekinmeden kontağa geç. hich.art AT gmail.com
Sakrum üzeri ve göbeğin altında kalan bögededir. Rengi turuncu, elementi sudur. Testisler, yumurtalıklar ile etkileşmektedir. Seks hormonlarını, genital sistemi ve böbreküstü bezlerini yönetir. Temel konuları, yaratıcılık, ilişkiler, şiddet, bağımlılıklar, temel duygusal ihtiyaçlar, zevk, cinsel yaşamdır. Fiziksel olarak, üremeyi, zihinsel olarak yaratıcılığı, duygusal olarak neşeyi ve ruhsal olarak coşkunluğu idare eder. |
Posted by Hich at 4:36 AM 2 comments Links to this post
Labels:
meditasyon
Reactions:
Tuesday, November 22, 2011
meditasyon ders 2
Konsantrasyon
- Konum ve oturuşa ilişkin bilgiler için bak meditasyon ders1
- Hazırlık: Gözlerin kapalı. Birkaç derin nefes al-ver.Sakinlik hissedince nefeslerini normal hızına getir.
- Başla: "Toprak" elementini düşün. Gözünde toprağı canlandır, görmeye çalış ve dikkatini toprak görseline odakla. Toprakta oturduğunu düşünebilirsin, toprağa dokunduğunu, toprağı kokladığını... Farketmez. Sadece toprağa konsantre ol ve imgesini yakaladığında ona uzun uzun bak... Bu süreçte aklına üşüşen düşüncelerin geçip gitmesine izin ver. Onlara takılma, onları yorumlama, üzerlerinde durma, dalıp gitme. Bırak geçip gitsinler. Sen toprağı düşün. Gör.
- Bitir: Kendince yeterli bulduğun bir sürede bırak. İster 1 saat çalış ister 5 dk. Zihninin yorulmaya başladığını ya da uykunun geldiğini hissedersen bir kaç dakika daha kendini zorladıktan sonra durmanı öneririm.
- İçselleştir: Çalışmaların sırasında ilginç şeyler görebilirsin, korkabilir, uyuklayabilirsin. Herşey mümkün. Çalışmanın sonunda süreci kendince değerlendir. Gördüklerini bilinçaltından gelmesi muhtemel bilgiler olarak incele, yorumla. Kendini, kendi mesajların ve kendi açıklamalarınla yapılandır. Bir deftere notlar alırsan ileride okuman ilginç bir deneyim olacaktır.
- Tekrar yap: Bir hafta boyunca bunu her gün yap. "Sadece toprak".
- Soracakların için çekinmeden kontağa geç. hich.art AT gmail.com
Posted by Hich at 9:05 AM 0 comments Links to this post
Labels:
meditasyon
Reactions:
Tuesday, November 15, 2011
Meditasyon: Ders 1
Konsantrasyon
- Ortam: İlk olarak sakince nefes alıp vereceğin, mümkünse yalnız kalacağın bir konuma geç. Tütsüymüş, müzikmiş istemez. İlk önce konsantre olmayı öğreneceğiz. Müzikle, kokuyla dalıp gitmeyi değil; onu zaten hep yapıyorsun. Meditasyon için en ideal ortam senin bunu yapmayı istediğin ortamdır. Kural yok. Otobüste ya da bir dağ başında yapmanın sen hazır olmadıkça hiç bir farkı olamaz. İlk aşamada biraz sessizlik fena olmaz tabi.
- Oturuş: Oturuş için en ideali "Lotus / Padmasana" oturuşudur (sağda). Omurga çevresindeki sinir ağın için en uygun pozisyon olduğundan. Ama şart değil. İstersen bağdaş kurabilir ya da bu lotusu tek bacağını yukarı çekerek yarım-lotus biçiminde de uygulayabilirsin. Kollar, eller, parmaklar rahat olmalı. Şekil yapmaya, poz vermeye gerek yok. Yandaki arkadaş parmaklarıyla "Mudra" yapmaktadır. Hinduist bir çeşit jest olan abartılmış bir ritüel. Merak ediyorsan tıkla. Bizim için şimdilik öncelik rahatlıkta. Buna göre yerleş, otur yada yat.
- Hazırlık: Gözlerin kapalı. Birkaç derin nefes al-ver.Sakinlik hissedince nefeslerini normal hızına getir.
- Başla: "Kırmızı" rengi düşün. Gözünde kırmızıyı canlandır. Kırmızıyı görmeye çalış ve dikkatini kırmızı görseline odakla. Aklına kırmızı objeler getirebilirsin. Rengi soyut olarak görebilirsin. Farketmez. Tek yapman gereken sadece kırmızıyı görmeye çalışmak ve gördüğünde ona uzun uzun bakmak. Bu süreçte aklına üşüşen düşüncelerin geçip gitmesine izin ver. Onlara takılma, onları yorumlama, üzerlerinde durma, dalıp gitme. Bırak geçip gitsinler. Sen kırmızıyı düşün. Gör.
- Bitir: Kendince yeterli bulduğun bir sürede bırak. İster 1 saat çalış ister 5 dk. Zihninin yorulmaya başladığını ya da uykunun geldiğini hissedersen bir kaç dakika daha kendini zorladıktan sonra durmanı öneririm.
- İçselleştir: Çalışmaların sırasında ilginç şeyler görebilirsin, korkabilir, uyuklayabilirsin. Herşey mümkün. Çalışmanın sonunda süreci kendince değerlendir. Gördüklerini bilinçaltından gelmesi muhtemel bilgiler olarak incele, yorumla. Kendini, kendi mesajların ve kendi açıklamalarınla yapılandır. Bir deftere notlar alırsan ileride okuman ilginç bir deneyim olacaktır.
- Tekrar yap: Bir hafta boyunca bunu her gün yap. "Sadece kırmızı".
- Soracakların için çekinmeden kontağa geç. hich.art AT gmail.com
Posted by Hich at 5:56 AM 0 comments Links to this post
Labels:
meditasyon,
çakra
Reactions:
Saturday, November 12, 2011
11.11.11 ardından
X, Y ve Z bilinen mekansal 3 boyuttur. Aşağıdaki sorulara bulabildiğin cevapları düşün.
* Zaman yani uzaydaki 4. boyut zihinsel olarak algılanabilir mi?
Göreceli* olduğuna göre ölçülebilir mi?
Saatler sadece birbirini mi ölçer?
* Zaman tek başına var olabilir mi?
"Hareket" olmasa hız, hız olmasa zaman olur muydu? Mekan olmasa hareket?
Bir referans, bir başlangıç olmadan varolabilir mi?
Zaman maddenin ve uzayın (yerin) olmadığı yerde olabilir mi?
* Zaman uydurduğumuz bir şey olabilir mi?
Sadece inanmak istediğimiz için yarattığımız bir kavram olabilir mi?
Bu bağlamda zaman bir çeşit tanrı olabilir mi?
* Geçmiş, gelecek ve şimdi zamanın üç dilimiyse hangisi daha üstündür?
Geçmişe dönülebilir, geleceğe sıçranabilir mi? Nasıl?
Zihinde canlandırma, hatırlama yada hayal kurma zamanı öznelleştirmez mi?
Şimdi, ANlaşılabilir mi? Geçmiş? Gelecek?
Hangisi daha ANlaşılabilir? **
Hemen, şimdi, zaman hakkında düşün! Kendi sorularını sor. Hadi..
* der Einstein
** Türkçe güzeldir!
Posted by Hich at 4:56 AM 0 comments Links to this post
Labels:
zaman
Reactions:
Wednesday, November 2, 2011
Nefes!
- NEFES nedir, anlamak....Nefes, nefs (Farsça), prana (Sanskritçe); aslında yaşamın özü demek. Kadim metinlerin hepsinde nefesin kutsal olduğu anlatılır.
- Meditasyona başlamadan önce her seferinde hazırlık olarak, bazen de konsantrasyon objesi olarak doğru nefes alış- veriş egzersizleri yapacağız. Yani Pranayama!
- Bak, aşağıdaki videoyu izleyerek konuya biraz giriş yapabilirsin.
- Ayrıca bilmen gerek, onlarca nefes tekniği var ama hepsini yapmadan önce öğrenmen/hatırlaman gereken basit "karın nefesidir".
- Bunun için bulabildiğim en basit video aşağıda. İzle, çalış.
- Unutma, karın kaslarını kullanacaksın, göğüs ve omuzların hiç hareket etmeyecek.
Biraz da olsun solunumu anlamaya başlaman meditasyon için şart! O yüzden internetteki kaynaklardan "pranayama" yada "nefes egzersizi" videolarını izleyebilirsin. Çıkan Hintli herifler seni korkutmasın, o kadar abartmayacağız:)
Posted by Hich at 10:39 AM 2 comments Links to this post
Tuesday, November 1, 2011
Meditasyon yapmak istiyor musun?
Unutma: bilinçaltın meditasyon yapmanı istemeyecek! Çünkü bilinçaltın değişiklikleri sevmez, rahatını bozmak istemez, ona kurduğun ortamda ve şartlarda yaşaman için elinden gelen herşeyi yapar. Bilinçaltın değişimden hoşlanmaz; bağlarını, bağımlılıklarını destekler. Meditasyon bilinçaltın için bir reformdur, o yüzden seni engellemek için şunun gibi şeyler söyler:
-peh, ne gerek var böyle zırvalıklara, buların mantıklı bir açıklaması yok!
-peh, senin hiçbirşeye ihtiyacın yok!sen kendi kendini yönetir, iyileştirirsin; kontrol zaten sende!
-peh, en sonunda delirirsin mazallah, kendini bilmediğin işlere bulaştırma.
-Aman şimdi boşver, daha sonra yaparsın...
-vs.
Bu durumun farkında ol. Tembellik bilinçaltının hilesinden başka birşey değil. Endişeler de öyle. Değişim harikadır, sen onu dinleme! Sana değişim üzerine düşünmen için biraz daha süre veriyorum. Düşün bakalım bu uyuşukluğu ve zayıflığı bırakmanın, değişmenin vakti geldi mi?
Posted by Hich at 9:57 AM 0 comments Links to this post
Reactions:
Sunday, October 30, 2011
1. Meditasyon nedir?
Budist rahipler üzerine araştırmalar
Meditasyon kazanımları
Meditasyon yapmak için 7 harika neden
Prozac VS Meditasyon: Meditasyon kazanır!
2: Akers, B. D., Svatmarama; “The Hatha Yoga Pradipika”, Yoga Vidya Publishment, USA, 2002
3:Bauman, A,; “Everyday Enlightenment” e-makale: http://www.yogajournal.com/meditation/1015_1.cfm
4: http://aolsvc.health.webmd.aol.com/content/article/99/105340.htm?printing=true
5 :http://swamij.com/five-stages-meditation.htm
Posted by Hich at 5:22 AM 2 comments Links to this post
Labels:
açıklama,
meditasyon
Reactions:


















